Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı.
Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi.
Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı.
Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sadece yalan söylemek değil, hayatın ve ölümün doğal döngüsüne meydan okumaktı. Bu yüzden cezası, sarp bir dağın tepesine dev bir kayayı taşımak oldu. Kaya zirveye ulaştığı an aşağı yuvarlanıyor, o da inip aynı taşı tekrar yukarı çıkarıyordu. Bu döngü sonsuza kadar sürdü.
Bugün modern çalışma hayatına baktığımızda o kayanın sesini duymamak imkânsız. Sabah aynı saatte çalan alarm, trafikte geçen saatler, ekrandaki sayılar, bitmek bilmeyen toplantılar, akşam eve dönüş ve ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden kurulan o aynı cümleler...
İnsan geçinmek, faturaları ödemek, hayatta kalmak için o çarkı döndürmek zorunda. Her akşam dağın tepesine çıkardığı o kaya, sabah uykusundan uyandığında yeniden dağın eteklerinde buluyor kendini. Albert Camus, bu döngünün ortasında kalan insanın durumuna "absürt" der. Ne büyük bir anlamı var bu koşturmacanın ne de kaçabilecek bir yerin. Hayatın kendisi, o taşı her gün yeniden yukarı yuvarlamaktan ibaret.
Peki, bu cezanın ortasında kalan insan ne yapacak?
O kayayı dağdan tamamen yok etmenin bir yolu yok. Çalışma hayatı, geçim derdi, sorumluluklar ortadan kalkmak zorunda değil. Ama mesele, taşı yukarı iterken insanın o anın farkında olup olmaması. O döngünün kulu değil, en azından kendi hayatının bilincinde olan, taşı iterken bile kendi iradesini koruyan biri olmak.
Sisyphos'un kayası dışarıdan bakıldığında trajik bir işkence gibi durur; ama taşı her seferinde yeniden omuzlayan insan, o anlamsızlığa kendi direncini koyduğu anda o cezanın kuralını kendi lehine çevirir.

Yorumlar
Yorum Gönder