Ana içeriğe atla

Evreni Çekmecelerde Saklamak: "Zımbırtı Çekmecesi"nin Antropolojisi ve Kayıp Kabloların Gizemi

 






Her evin bir “Bermuda Şeytan Üçgeni” vardır. Genellikle mutfakta veya antrede bulunan bu çekmece; ne atılabilecek kadar değersiz, ne de bir işe yarayacak kadar düzenli olan o garip nesnelerin sığınağıdır. İçine daldığımız an, modern insanın eşyalarla kurduğu o absürt ve duygusal ilişkiyi deşifre eden bir arkeolojik kazıya başlarız.

Tek Pilin ve Paslı Anahtarın Gizemi

Bu çekmecenin en temel sakinleri, ne olduğu belirsiz parçalardır.

Tek Tek Piller: Nerenin kumandasından çıktığı meçhul, tek bir pil. Asla eşi bulunmaz ama bir gün lazım olur ümidiyle saklanır.

Paslı Anahtarlar: Hangi kapıyı, hangi çekmeceyi, hangi bavulu açtığı unutulmuş, artık yuvasına uymayan metal parçalar. Atılamaz, çünkü ya kilitli bir hazinenin anahtarıysa?

Ağzı Açık Baharat Paketleri (2018'den): Kullanılmış ama ağzı kapatılmamış, dibi kalmış bir kekik paketi veya tek kullanımlık ketçap. Belki lazım olur...

Kayıp Kablolar ve Dijital Fosiller

Çekmecenin modern kısmı, teknolojik ilerlemenin mezarlığıdır.

İşe Yaramayan Şarj Aletleri: Hangi telefonun, hangi dijital fotoğraf makinesinin ucu olduğu bilinmeyen o kıvrılmış kablo yığınları. "Bu uç tanıdık geliyor" denilip atılmaz, ama hiçbir cihazı şarj etmez.

Nokiası Olan Kulaklık Girişleri: Artık devri kapanmış cihazlara ait adaptörler. Bir gün antika koleksiyoncusuna satma hayaliyle istiflenen teknolojik fosiller.

Neden Atamıyoruz?: İstifçiliğin Masum Yüzü

Bu çekmeceyi temizlemeye kalkıştığımızda içimize garip bir hüzün çöker. Neden bu kadar işe yaramaz şeyi saklıyoruz?

Güvenlik Ağı: Belki de bu çekmece, modern insanın kontrolsüz hayatında tutunabildiği son “düzen” alanıdır. Oradaki her nesnenin bir anısı vardır, hatta sadece “orada olma” fikri bile bir güvencedir.

Potansiyel İşe Yarama Hali: En büyük yalanımız: "Belki bir gün lazım olur." O bir gün asla gelmez, ama o potansiyel, çekmecenin varoluş sebebidir.

Zımbırtı çekmecesi, bizim mükemmel olmayan, biraz dağınık ve nostaljik insan yanımızın en dürüst kanıtıdır. Belki de mükemmel bir çekmece değil, içi eski kablolarla dolu bir çekmece, hayatı yaşanır kılan şeydir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

  Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin kilometrelerce ötede aynı mimari dilde buluşması tarihin en kafa kurcalayan hikayelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları (Antik Mezopotamya'da yapay bir dağ gibi yükselen basamaklı tapınaklar) , Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın orman sakini Maya tapınakları... Uzaktan bakınca hepsi aynı silüeti paylaşıyor: Piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, bilmeden neden aynı şeyi yapmak istedi? Hayatında düz ovada yaşayan bir insan durup dururken neden evinin ortasına devasa bir üçgen dağ dikme hayali kursun ki zaten? İşte hikaye tam da burada düğümleniyor. İstek Vardı: Doğanın O Heybetli Formunu Taklit Etmek İnsanlar   uçsuz bucaksız bir ovada yaşıyor ama ufukta o ulaşılamaz, tepesi bulutlara değen devasa kayalıkları ve dağları görüyordu. Antik çağ insanı için yüksekler her zaman bir güç alanıydı; yağmur...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...