Kader dediğimiz şey genellikle dışarıdan yazılmış, değiştirilemez bir metin gibi görülür. Ama daha yakından bakınca, kader bir yazgıdan çok, tıkır tıkır çalışan büyük bir makine gibi işler. Bu fark, kaderin bir metin değil, yaşayan bir sistem olduğunu gösterir.
Bu sistem kör bir tesadüfle çalışmaz. Attığın her adım, seçtiğin her yol, vazgeçtiğin her ihtimal bu büyük çarkın dişlerine oturur. İnsan anın içinde kaybolur, yani sadece önündeki küçük parçayı görür; ama arka planda, tüm zamanlamaların ve kesişmelerin kusursuz bir hesabı vardır.
Eskiler bunu bildiği için zamana karşı koymak yerine zamanla akmayı seçmiştir.Yani makine seni köşeye sıkıştırmak için değil, evrenin kendi ritmini bulması için kurulmuştur. Sen durduğunda çark durmaz; sen değiştiğinde ise bütün sistem seninle birlikte yeniden ayarlanır.
Geleceği veriyle, sayıyla ya da hesapla yakalamaya çalıştığında, sistem bozulur. Kader bir tahmin de değil, bir kaza da değil; kader sadece bırakıldığında ve sessizlik kabul edildiğinde, kendi kendine işleyen bir denge hâline gelir.

Yorumlar
Yorum Gönder