1518 yılının kavurucu bir Temmuz günü... Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’nun sokaklarında, tarihin hâlâ akıl erdiremediği o garip olay başladı. Ne bir şenlik ne de bir kutlama vardı; Frau Troffea adında bir kadının sokak ortasında durmaksızın ayak uydurduğu o görünmez ritimle her şey kontrolden çıktı.
Birkaç gün içinde 34, kısa sürede ise 400 insan iradelerini tamamen yitirmişçesine aynı deliliğe kapıldı. Uykusuz, susuz, aç... Günlerce dans ettiler. Ayak tabanları parçalanıp derileri soyulana, kalpleri bu tempoya dayanamayıp durana kadar. Şehir yaşayan bir kabusa dönüşmüştü. Peki o dönemin aklı ne yaptı? “Kanları ısınmıştır, daha çok dans etsinler de enerjileri atsın” diyerek meydanlara sahneler kurdurup müzisyenler topladılar. Sonuç mu? Ölüm çemberi iyice genişledi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda mesele sadece ergot zehirlenmesinin (çavdar mahsulünün üzerinde büyüyen ve insanda şiddetli halüsinasyonlar ile kas spazmları yaratan zehirli bir mantarın) yarattığı o kimyasal kabustan ya da dönemin ezici açlığından, dinsel baskılarından ibaret değil. Asıl mesele zihnin çıkmaz sokakta kalış biçimi. İnsan ruhu baskı altında ezilip sesini çıkaramadığında, beden devreye giriyor ve en acımasız yolu seçip haykırıyor: “Ben buradayım!”

Yorumlar
Yorum Gönder