Ana içeriğe atla

Wabi-Sabi: Kusurluluğun ve Zamanın Estetiği

 






Modern dünya bize ambalajından yeni çıkmış, parıl parıl parlayan, tek bir çiziği ya da kusuru olmayan plastik bir mükemmeliyet dayatıyor. Ekranımızda en ufak bir leke olsun istemiyoruz, tükettiğimiz her nesne pürüzsüz ve kusursuz olmak zorunda. Oysa bu seri üretim mükemmeliyetçilik, insan ruhunu fark ettirmeden öğütüyor; çünkü doğanın kendisinde, maddede ve zamanın akışında asıl var olan şey pürüzün, eskimenin ve geçiciliğin kendisidir.

Tam da bu yüzden, Japonların wabi-sabi felsefesi zihne yabancı ama bir o kadar da tazeleyici bir alan açar. Hayatın geçiciliğini, eksikliklerini ve kusurlarını kabul ederek bunlardaki doğal güzelliği takdir etmeyi öğreten bir estetik bu. Kelime kökenindeki wabi sadeliği, alçakgönüllülüğü ve doğayla uyumu; sabi ise zamanın nesneler üzerinde bıraktığı aşınmayı, yaşlanmayı ve doğal döngüyü ifade eder.

Eşyanın eskimesine, boyasının solmasına, hatta kırılmasına duyulan hayranlık bu yüzden tesadüf değildir. Kırılan seramiklerin altın tozuyla birleştirildiği kintsugi geleneğinde olduğu gibi; o çatlak, nesnenin yaşadığını, bir hafızası olduğunu ve zamana direndiğini değil, zamanla uzlaştığını fısıldar. Pürüzsüz kalmaya çalışmak yerine hırpalanmayı, patine almayı kabul eden madde, zamana karşı sessiz bir teslimiyetin ve barışmanın simgesidir.

Çünkü asıl hakikat, kusursuzluğun o soğuk ve steril simülasyonunda değil; zamanın ve hayatın o yıpratıcı ellerinin nesnelerde ve insanda bıraktığı izlerin asaletinde saklıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

  Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin kilometrelerce ötede aynı mimari dilde buluşması tarihin en kafa kurcalayan hikayelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları (Antik Mezopotamya'da yapay bir dağ gibi yükselen basamaklı tapınaklar) , Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın orman sakini Maya tapınakları... Uzaktan bakınca hepsi aynı silüeti paylaşıyor: Piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, bilmeden neden aynı şeyi yapmak istedi? Hayatında düz ovada yaşayan bir insan durup dururken neden evinin ortasına devasa bir üçgen dağ dikme hayali kursun ki zaten? İşte hikaye tam da burada düğümleniyor. İstek Vardı: Doğanın O Heybetli Formunu Taklit Etmek İnsanlar   uçsuz bucaksız bir ovada yaşıyor ama ufukta o ulaşılamaz, tepesi bulutlara değen devasa kayalıkları ve dağları görüyordu. Antik çağ insanı için yüksekler her zaman bir güç alanıydı; yağmur...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...