Ana içeriğe atla

Bekleme Anlarının Felsefesi

 





Günün koşturmacası içinde kendimize hep büyük hedefler, uzun yapılacaklar listeleri ve koşturulacak rotalar çizeriz. Oysa ömrümüzün hatırı sayılır bir kısmı, aslında hiçbir şey yapmadan "bekleyerek" geçiyor.

Trafik ışığında kırmızıdan yeşile dönmesini beklerken geçen o otuz saniye... Asansörün düğmesine basıp kabinin yukarıdan aşağıya süzülüşünü izlediğimiz o sessiz an... Ya da çay suyu kaynayana kadar ocak başında öylece boşluğa baktığımız dakikalar... İnsan için beklemek sabırsızlıktır, bir zaman kaybıdır. Hatta hemen cebimizden telefonu çıkarıp o boşluğu doldururuz.

Peki, o ekrana bakmadığımız, telefonun sesini duymadığımız o nadir anlarda düşüncelerimiz nereye kaçıyor?

Garip bir şekilde, günün en yaratıcı fikirleri, en saçma anıları ya da uzun süredir unuttuğumuz detaylar hep o ara duraklarda aklımıza düşer. Beynimiz, o zorunlu duraklama anında "görev modundan" çıkıp kendi iç dünyasına dalma fırsatı bulur. Trafik lambasının altındayken hayatın yönünü sorgulayanlar, asansör beklerken aniden çözülemeyen bir sorunla  ilgili çözüm bulanlar hep o kısa aralıklardadır.

Belki de hayat, o koşturarak vardığımız büyük varış noktalarından ibaret değil.  iki iş arasında sıkışıp kalmış, adını bile koymadığımız o ara duraklarda saklı.

Bazen durmak, en az gitmek kadar felsefi bir eylemdir. Ve belki de en çok, o bekleyişin sesini duyabilmeye ihtiyacımız vardır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

  Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin kilometrelerce ötede aynı mimari dilde buluşması tarihin en kafa kurcalayan hikayelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları (Antik Mezopotamya'da yapay bir dağ gibi yükselen basamaklı tapınaklar) , Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın orman sakini Maya tapınakları... Uzaktan bakınca hepsi aynı silüeti paylaşıyor: Piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, bilmeden neden aynı şeyi yapmak istedi? Hayatında düz ovada yaşayan bir insan durup dururken neden evinin ortasına devasa bir üçgen dağ dikme hayali kursun ki zaten? İşte hikaye tam da burada düğümleniyor. İstek Vardı: Doğanın O Heybetli Formunu Taklit Etmek İnsanlar   uçsuz bucaksız bir ovada yaşıyor ama ufukta o ulaşılamaz, tepesi bulutlara değen devasa kayalıkları ve dağları görüyordu. Antik çağ insanı için yüksekler her zaman bir güç alanıydı; yağmur...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...