Ana içeriğe atla

Diquís'in Kusursuz Küreleri (Osa, Puntarenas, Kosta Rika)

 




Kosta Rika’nın güneyinde, Diquís Vadisi ve Osa Yarımadası eteklerinde insan yapımı devasa taş küreler bulunmaktadır. Birkaç santimetreden iki metreyi aşan boyutlara ve tonlarca ağırlığa sahip bu küreler, yüzyıllardır çözülemeyen arkeolojik bulmacalardan biridir.

Genellikle gabbro adı verilen sert volkanik kayaçlardan ya da kireçtaşından yapılan bu kürelerin en dikkat çekici yanı, metal aletlerin olmadığı bir dönemde üretilmiş olmalarıdır. Hiçbir çekiç izi barındırmayan bu taşlar; taş aletler, kum ve su yardımıyla ovularak kusursuz daire formuna getirilmiştir.

Arkeolojik kazılar ve karbon testleri, kürelerin yapımına MS 600'lü yıllarda başlandığını göstermektedir. En yoğun üretildikleri dönem ise MS 1000 ile 1500 yılları arasıdır. Bölgenin yerli halkı Diquís kültürü ve Kolomb öncesi kabileler tarafından yapıldıkları bilinmektedir.

Hâlâ net olarak çözülemeyen tek şey ise ne amaçla kullanıldıklarıdır. En yaygın tahmin, kabile reislerinin kapı önlerinde gücü ve statüyü simgeleyen mülkler oldukları yönündedir. Bazı araştırmacılar ise gökyüzündeki takımyıldızları işaret eden kadim haritalar veya pusulalar olabileceğini savunmaktadır.

Benzersiz tarihsel ve kültürel değerleri sayesinde UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu taş toplulukları, geçmişteki gelişmiş taş işçiliği ve geometri bilgisinin bugüne kalan en güzel işaretleridir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...

Büyüklere Masallar (1): Simurg ve Kaf Dağı’na Varmanın Bedeli

Çocukken dinlediğimiz masallar bize hep dışarıdan bir kurtarıcının geleceğini fısıldadı. Beyaz atlı bir prens, sihirli bir değnek ya da dağın ardındaki ulu bir sultan... Büyüdüğümüzde ise o dağın ardında bizi bekleyen bir kurtarıcı olmadığını, hayatın kapılarını açacak sihirli bir formül bulunmadığını acı bir şekilde öğrendik. Feridüddin Attâr’ın yüzlerce yıl önce Mantıku't-Tayr eseriyle ölümsüzleştirdiği Simurg efsanesi, tam da bu yanılgıyı yüzümüze çarpan en sert yetişkin masalıdır. Hikaye, dünyadaki tüm kuşların derin bir umutsuzluk ve başsızlık hissiyle savrulduğu bir kaosta başlar. Sığınacak bir liman arayan bu kalabalık, bilge Hüdhüd’ün rehberliğinde bir umuda tutunur: Kaf Dağı'nın ardında, Bilgi Ağacı'nın tepesinde oturan bir sultanımız var, adı Simurg. Bizi o kurtaracak. Modern insanın en büyük trajedisi tam da bu noktada filizlenir. Hayatımızın bir döneminde hepimiz dışarıda bir "Simurg" ararız. Bizi kurtaracak bir figür, hayatımızı anlamlı kılacak bir s...