Ana içeriğe atla

Dünyanın Adresini Uzaya Vermek: Voyager Plakları

 





1977 yılında NASA, Güneş Sistemi'nin dışına doğru tarihin en uzun yolculuğuna çıkacak olan Voyager 1 ve 2 sondalarını fırlattı. Bu araçların gün gelip insanlıktan geriye kalan tek fiziksel kanıt olabileceği düşüncesiyle, üzerlerine insanlığın hikayesini anlatan özel bir zaman kapsülü konuldu: Bakırdan yapılmış, altın kaplama birer gramofon plağı. Bugün bu plaklar "insanlığın ortak dili ve barış mesajı" olarak biliniyor ama o plağın içeriği belirlenirken arka planda oldukça sert bir bürokratik ve siyasi savaş yaşandı.

Projeyi hazırlaması için astronom Carl Sagan’ın liderliğinde bir komite kuruldu. Ekip, dünyaya ve insana dair her şeyi bu kısıtlı alana sığdırmaya çalıştı. Plağa okyanus dalgaları, rüzgar, gök gürültüsü, kuş cıvıltıları, köpek havlaması ve bir bebeğin ağlama sesleri eklendi, dünyanın farklı kültürlerinden müzikler seçildi. Ancak içerik büyüdükçe sıkıntılar çıktı. Siyasiler ve bürokratlar projeye müdahil olunca ipin ucu koptu.

Plaklara, uzayda milyarlarca yıl sonra bile bu aracı bulabilecek olası gelişmiş medeniyetler için dünyanın galaksideki konumunu gösteren bir harita konuldu. Bu harita, çevredeki pulsar yıldızlarının yaydığı radyo dalgalarını baz alan bir koordinat sistemiydi. Dönemin bazı güvenlik ve savunma odaklı bürokratları bu fikre karşı çıktı. "Evrenin haritasını uzaya açıkça deşifre ediyoruz, ya kötü niyetli bir uygarlık çıkıp burayı bulursa?" diyerek koordinatların konulmasını engellemeye çalıştılar. Carl Sagan ve ekibi, bilimin ve keşif merakının arkasında durarak o haritayı koydurmayı başardı; ama bu tartışma günlerce kapalı kapılar ardında sürdü.

Bununla birlikte, komite insan biyolojisini anlatmak için insan vücudunun bazı temel anatomik çizimlerini de plaka koymak istedi. 1970'lerin sonundaki Amerikan toplumsal ahlakı ve resmi kurumları burada devreye girdi. İnsan anatomisi, üreme hücreleri ve cinsellik riskli, utandırıcı ya da müstehcen bulundu. İnsan vücudunun en yalın hali bile sansür mekanizmalarına takıldı, bazı görseller plaktan tamamen çıkarıldı ya da en zararsız formlarına indirgendi.

Voyager 1 ve 2 şimdi yıldızlar arası boşlukta süzülmeye devam ediyor. İçlerindeki o altın plak da insanlığın müziğini, doğasını ve seslerini taşıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...

Büyüklere Masallar (1): Simurg ve Kaf Dağı’na Varmanın Bedeli

Çocukken dinlediğimiz masallar bize hep dışarıdan bir kurtarıcının geleceğini fısıldadı. Beyaz atlı bir prens, sihirli bir değnek ya da dağın ardındaki ulu bir sultan... Büyüdüğümüzde ise o dağın ardında bizi bekleyen bir kurtarıcı olmadığını, hayatın kapılarını açacak sihirli bir formül bulunmadığını acı bir şekilde öğrendik. Feridüddin Attâr’ın yüzlerce yıl önce Mantıku't-Tayr eseriyle ölümsüzleştirdiği Simurg efsanesi, tam da bu yanılgıyı yüzümüze çarpan en sert yetişkin masalıdır. Hikaye, dünyadaki tüm kuşların derin bir umutsuzluk ve başsızlık hissiyle savrulduğu bir kaosta başlar. Sığınacak bir liman arayan bu kalabalık, bilge Hüdhüd’ün rehberliğinde bir umuda tutunur: Kaf Dağı'nın ardında, Bilgi Ağacı'nın tepesinde oturan bir sultanımız var, adı Simurg. Bizi o kurtaracak. Modern insanın en büyük trajedisi tam da bu noktada filizlenir. Hayatımızın bir döneminde hepimiz dışarıda bir "Simurg" ararız. Bizi kurtaracak bir figür, hayatımızı anlamlı kılacak bir s...