6 Ağustos 1945, saat 08:15... Dünyanın akışını, insanlığın hafızasını ve bir şehrin kaderini saniyeler içinde değiştiren o an. Gökyüzünde çakan kör edici bir ışık ve ardından gelen o dehşet verici sessizlik...
Hiroşima, tarihin en karanlık enkazıyla baş başa kalmıştı. Dönemin uzmanları net bir hüküm vermişti o gün: “Bu topraklarda en az 75 yıl ot bitmez; bu şehir artık hayalet bir harabedir.”
Fakat insan inatçılığı ve doğanın o boyun eğmez direnci, bu karamsar kehanetleri duymamazlıktan gelmeye yemin etmişti.
Nükleer kışın ortasında, zehirli toprağın içinde, şehrin simgesi olan bazı ağaçlar (hibakujumki) küllerin arasından yeniden filizlenmeye başladı. İnsanlar da ellerinde kalan son güçle yıkıntıların arasından hayata yeniden döndüler. Sadece binaları değil, şehrin ruhunu da canlandırdılar.
Hiroşima, o büyük travmanın izlerini halının altına süpürmek yerine, onları hafızalarda yaşattı.
Hiroşima tarihin en korkunç yıkımından adeta bir Anka kuşu gibi süzülerek doğdu. Tarih bazen zaferlerin değil, insanlığın en koyu karanlıktan bile bir umut yaratmasının destanını yazar.

Yorumlar
Yorum Gönder