Etiyopya’nın dağlık coğrafyasındaki Lalibela da taşa ve zamana kazınmış en büyük izlerden biridir.On ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda, Zagwe Hanedanlığı'ndan Kral Lalibela’nın emriyle kurulan bu şehir, klasik anlamda taş üstüne taş konularak inşa edilmemiş. Aksine, mimarlık tarihinde eşine pek rastlanmayan bir yöntemle, volkanik tüf kayanın yukarıdan aşağıya doğru oyulması ve yontulmasıyla yekpare olarak ortaya çıkarılmış. Mimarlar taşı üst üste dizmek yerine, ana kayanın etrafını derin hendeklerle kazarak devasa kütleleri birer tapınağa dönüştürmüşler.
Halk arasında bu devasa yapılar için anlatılan efsanelerde:İnsanların elleri yoruldukça meleklerin gece yardıma geldiği söylenirmiş.Yapıların kalbi sayılan ve dünyanın harikalarından biri kabul edilen Bete Giyorgis (Aziz Yorgi Kilisesi), yerin metrelerce altında, yukarıdan bakıldığında kusursuz bir haç biçiminde toprağın içine gömülmüştür. Dış duvarı olmayan, doğrudan tek bir kaya bloğunun içinden oyulan bu yapı, insan iradesinin nerelere varabileceğinin sessiz bir kanıtıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder