Yunan mitolojisinin en karanlık, en tekinsiz figürlerinden biridir Prokustes. Atina ile Eleusis arasındaki ıssız dağ yollarında gezginleri avlayan bir demircidir. Evine davet ettiği yorgun yolcuları ağırlamak için hazırladığı özel bir demir yatağı vardır; ancak bu yatak sıradan bir mobilya değil, insanlık tarihinin ilk ve en acımasız standartlaşma aracıdır.
Prokustes’in kuralı kesindir: Yatağa uzanan misafir boyca o yatağa tam uyacaktır. Eğer misafir yataktan kısaysa, Prokustes onu bacaklarından çekiştirerek uzatmaya çalışır; eğer misafir yataktan uzunsa, ayaklarını veya boyunu yatağın sınırlarına sığdırmak için kesip biçer. Kimsenin kendi ölçüsünde, kendi benzersiz varlığında kalmasına izin vermez. Önemli olan insanın doğası değil, demir yatağın öngördüğü "kusursuz ve tek tip" ölçüdür. Sonunda Theseus gelip bu zalimi kendi yatağına yatırıp aynı muameleyi yapana kadar, Prokustes herkesi kendi kalıbına uydurmaya devam etmiştir.
Prokustes’in yatağı günümüzde bedenlerimiz; yaşam tarzımız, tüketim alışkanlıklarımız ve zevklerimizdir.
Moda endüstrisinin, medyanın ve yüzyıllardır kadınların ve genel olarak bireyin üzerine kurulan estetik baskının ta kendisidir mesela. Sıfır beden olma zorunluluğu, simetrik yüzler, estetik dayatmaları... Eğer bedenleri o standarttan fazlaysa törpülenmeye, diyetlerle küçültülmeye zorlanırlar; eksik hissediliyorsa cerrahi müdahalelerle o boya getirilmeye çalışılır. herkes aynı hatlarla bakmak, aynı zayıflıkta görünmek zorundaymış gibi.
Bugün nereye tatile gitmemiz gerektiği; yazın herkesin aynı popüler sahil kasabasında aynı koyda fotoğraf paylaşması, kışın aynı mekanlarda "winter mood" postları atılması zorunludur. Giyilmesi gereken markalar, içilmesi gereken belirli nesil kahveler, evimize koyduğumuz aynı tip minimalist eşyalar... Hepsi bu gizli yatağın ölçüleridir. Eğer senin zevkin, tatil anlayışın ya da yaşam tarzın o popüler kalıptan kısaysa (yani "sıradan" veya "eski" kalıyorsa) çekiştirilerek o trendin içine sokulmaya çalışılırsın; eğer o standartlara sığmayacak kadar farklı, yavaş veya özgünsen (kalıptan uzunsan), törpülenip "tuhaf" ilan edilirsin.
Bugün bu eski masal, dijital çağın elinde el ele verip daha da korkunç bir boyuta evrildi. Algoritmalar, keşfet sayfaları ve sosyal medya akışları, o demir yatağı cebimize kadar taşıdı. Artık sadece nasıl göründüğümüz değil, neyi sevdiğimiz, nereye gittiğimiz, neyi tüketip neye hayran olacağımız bile tek bir merkezin biçtiği ölçüye göre biçimlendiriliyor.
Prokustes’in yatağında can verenler gibi, bugün de hepimiz kendi zevkimizin, kendi bütçemizin, kendi doğal akışımızın üzerinde kurulan bu baskıyla sınanıyoruz. Bize "özgürsünüz, kendiniz olun" sloganları atılırken, arka planda herkesi aynı tatile gönderen, aynı kahveyi içiren ve aynı kalıba döken o demir makas biçmeye devam ediyor. Yatak aynı yatak, ölçü sabit; geriye ise o daracık kalıba sığmaya çalışırken kendi benliğini yitiren insanlık kalıyor.
Serinin Bir Önceki Masalları:
https://www.arkhedijital.com/2026/08/buyuklere-masallar-1-simurg-ve-kaf.html
https://www.arkhedijital.com/2026/08/buyuklere-masallar-2-narkissos-ve.html
https://www.arkhedijital.com/2026/08/buyuklere-masallar-3-pandora-ve-bilgi.html
https://www.arkhedijital.com/2026/08/buyuklere-masallar-4-ikarus-sendromu-ve.html
https://www.arkhedijital.com/2026/09/buyuklere-masallar-5tantalosun-sofras.html
https://www.arkhedijital.com/2026/09/buyuklere-masallar-6-arakne-ve.html

Yorumlar
Yorum Gönder