Ana içeriğe atla

Korsanların Gölgesinde Bir Karayip Masalı: Cartagena (Kolombiya)

 



Kolombiya’nın Karayip kıyısında yer alan Cartagena de Indias, 16. yüzyıldan kalma askeri mimarisiyle sadece bir sahil kenti değil,  döneminin en sert hesaplaşmalarına sahne olmuş bir açık hava müzesidir. 1984 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu liman, İspanya’nın Amerika kıtasından topladığı tüm altın ve gümüşlerin Avrupa'ya gitmeden önce hazırlayıp sakladığı ana merkezdi.

Bu büyük servet, kısa sürede dönemin korsanlarının ve rakip imparatorlukların da iştahını kabarttı. İngiliz korsan Sir Francis Drake'in kenti yakıp yıkan baskınlarının ardından İspanyol yönetimi, Cartagena’yı korumak için Güney Amerika’nın o dönemki en büyük askeri savunma merkezini inşa etti. Şehri çevreleyen devasa surlar ve kentin hemen dışındaki hakim tepede yükselen San Felipe de Barajas Kalesi, bu korkunun somut kanıtları olarak bugün hâlâ ayakta duruyor.

San Felipe'nin, sıradan bir kaleden öte, labirent gibi uzanan kaçış tünelleri ve kör noktaları ustalıkla hesaplanmıştır. Kalın surların ardındaki tarihi merkez (El Centro ve San Diego mahalleleri) ise askeri kalkanın içinde şekillenen sivil hayatı gözler önüne sermektedir. İspanyol sömürge mimarisinin izlerini taşıyan iki katlı avlulu evler, ahşap oymalı balkonlar ve dar sokaklar, askeri geçmişin bugüne kalan rengarenk kısmını oluşturur.

Cartagena; imparatorlukların paylaşılamayan servetlerini, korsan baskınlarını ve taş duvarların arasına sıkışmış insan hikayelerini bugüne taşıyan, hafızası çok eski bir liman şehridir.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

  Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin kilometrelerce ötede aynı mimari dilde buluşması tarihin en kafa kurcalayan hikayelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları (Antik Mezopotamya'da yapay bir dağ gibi yükselen basamaklı tapınaklar) , Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın orman sakini Maya tapınakları... Uzaktan bakınca hepsi aynı silüeti paylaşıyor: Piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, bilmeden neden aynı şeyi yapmak istedi? Hayatında düz ovada yaşayan bir insan durup dururken neden evinin ortasına devasa bir üçgen dağ dikme hayali kursun ki zaten? İşte hikaye tam da burada düğümleniyor. İstek Vardı: Doğanın O Heybetli Formunu Taklit Etmek İnsanlar   uçsuz bucaksız bir ovada yaşıyor ama ufukta o ulaşılamaz, tepesi bulutlara değen devasa kayalıkları ve dağları görüyordu. Antik çağ insanı için yüksekler her zaman bir güç alanıydı; yağmur...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...