Bugün milimetrik uydularla, dünyanın herhangi bir noktasına kuşbakışı bakan detaylı haritalara alışkınız, adeta sıradan bir konfor. Peki, ya uyduların ve haritalandırma teknolojilerinin bilinmediği, milattan milyonlarca yıl önce yapılmış bir taşın üzerine tam da bu modern "kuşbakışı" perspektif işlenmiş olsaydı?
İnsan zihni bu soruyla karşılaştığında anında ikiye bölünür: Ya kusursuz bir hikaye ya da ustaca hazırlanmış bir kandırmaca.
Fakat tarih, kesin hükümlerle ilerleyen bir disiplindir. 1999 yılında, Rusya’nın Başkurtistan Cumhuriyeti’ndeki Ural Dağları’nın eteklerinde çıkarılan ve "Dashka Taşı" olarak anılan o gizemli levha, tam da bu ikilemi yaratıyor.
Her şey, Ufa Bilim Merkezi’nden fizikçi ve jeolog Alexander Chuvyrov ile ekibinin bölgede yürüttüğü bir saha çalışmasıyla başladı. Çandar köyü yakınlarında toprağın altından çıkarılan birkaç ton ağırlığındaki gri levha, ilk bakışta sıradan, bir kayadan farksızdı. Yüzeyindeki katmanlar titizlikle temizlenip detaylı incelemeler yapıldığında, şaşkınlık yarattı.
Taş, üç katmandan oluşan bir yapıya sahipti: En altta sert tabanı, üzerinde asıl çizimlerin yer aldığı camsı bir tabaka ve en üstte yapıyı koruyan ince, porselenimsi bir yapı vardı.
Asıl detay ise orta katmanda gizliydi. Levhanın yüzeyi incelendiğinde, Ural Dağları’ndan başlayarak geniş bir coğrafyayı kapsayan; günümüzün uydu fotoğraflarıyla şaşırtıcı ölçüde uyuşan topografik bir harita olduğu anlaşıldı. Üstelik bu haritada sadece nehir yatakları ve dağ sıraları yoktu; dönemin insan imkanlarıyla açıklanması imkansız görünen devasa baraj sistemleri, su kanalları ve bentler üç boyutlu bir kabartmayla işlenmişti.
Eğer böyle devasa bir bulgu varsa, dünya neden bundan habersiz? Neden akademik yayınlarda ya da ansiklopedilerde adı geçmiyor?
Aslında bu durumun arkasında bilimin haklı temelleri var. Resmi bilim, milyonlarca yıllık jeolojik katmanların üzerinde insan yapımı bir harita bulunmasını "fiziki olarak imkansız" kabul eder. Bilinen insanlık tarihi, evrimsel süreçler ve haritalandırma teknolojisinin evrimiyle bu iddia taban tabana zıt. Zaman çizelgesine uymayan bu tarz anomalilerin "sahte bilim" etiketiyle karşılanması, kanıtlanmış kurallara ve somut verilere bağlı kalma zorunluluğundan kaynaklanır. Üstelik insan zihninin doğadaki rastgele şekillerde ve erozyon oyunlarında tanıdık formlar görmeye olan eğilimi de işin içine girince, bilim insanlarının temkinli duruşu mantıklı bir zemine oturur.
Chuvyrov ve ekibinin bulguları yerel çevrelerde heyecan yaratsa da, bağımsız laboratuvarlarda uluslararası denetime açık bir şekilde incelenememesi, taşın etrafındaki şüphe bulutlarını artırdı. Bilimsel kapıların kapandığı yerde ise bilgi kirliliği ve komplo anlatıları hızla türedi.
Bugün bu taşa bakanlar iki uçta duruyor. Kimi bunun, doğanın milyonlarca yılda yarattığı ilginç bir erozyon oyunundan ve insan zihninin benzetme arzusundan ibaret olduğunu savunuyor. Kimi ise resmi tarihin kabul etmek istemediği bir gerçek olduğunu öne sürüyor:
İnsanlık hafızası, bildiğimizden çok daha fazla eskiye dayanıyor ve unutulmuş olabilir mi?
Belki de '' Dashka Taşı'' bize geçmişin ne olduğunu değil; bildiğimizi sandığımız tarihin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlatıyordur.

Yorumlar
Yorum Gönder