Ana içeriğe atla

Girit’in Kil Sırrı: Çözülemeyen Bulmaca Phaistos Diski

 



Girit adasının güneyindeki antik Phaistos sarayının kalıntılarında, 1908 yılında gün ışığına çıkarılan pişmiş kilden yapılmış küçük disk, arkeoloji dünyasının hâlâ en büyük bulmacalarından biridir. İki yüzünde de spiral şeklinde içten dışa doğru dizilmiş tuhaf semboller barındıran bu nesne, ilk bakışta sıradan bir seramik parçası gibi görünür.

Diskin üzerinde doğrudan kazınmış bir tarih veya yıl ibaresi yoktur; hatta bu belirsizlik geçmişte bazı tartışmalara da yol açmıştır. Ancak arkeologlar, 1908'deki kazı sırasında diskin bulunduğu toprak katmanda yer alan Kamares seramikleri ve Linear A yazılı tablet parçaları gibi diğer buluntulardan yola çıkarak eserin tarihini belirlemiştir. Katman analizi ve kıyaslamalı tarihleme yöntemine göre disk, yaklaşık olarak MÖ 1700 ile 1600'lü yıllara tarihlendirilir. Eser eşsiz olduğu için günümüzde fiziksel yaş testlerine izin verilmemekte, bu nedenle tarihlendirmesi tamamen o dönemsel arkeolojik bağlama dayanmaktadır.

Onu benzersiz kılan en büyük detay ise üzerindeki figürlerin elle çizilmemiş olmasıdır. Kil henüz ıslakken, önceden hazırlanmış kabartmalı mühürlerin teker teker kile bastırılmasıyla oluşturulmuştur. Alman tipograf Herbert Brekle ve çeşitli araştırmacılar tarafından incelenen bu teknik, sembollerin ve karakterlerin tekrar tekrar kullanılması bakımından, matbaanın icadından binlerce yıl önce uygulanan dünyanın ilk "hareketli tipografik baskı" mantığına örnek gösterilir. Üstünde insan, hayvan, bitki ve günlük eşyalardan oluşan 45 farklı tipte toplam 241 sembol yer alır. Ancak bu sembollerin hangi uygarlığa ait olduğu, hangi dili temsil ettiği ve tam olarak ne anlattığı bugüne kadar çözülebilmiş değildir.

Bulunduğu günden bu yana dilbilimciler, tarihçiler ve şifre çözücüler diskin sırrını aralamak için pek çok teori öne sürdü. Kimi bunun dini bir ilahi veya dua metni olduğunu savundu, kimi bir astronomi takvimi veya harita, kimi ise antik dünyadan kalma bir oyun tahtası olabileceğini söyledi. Fakat hiçbiri kesin bir kanıt bulamadı. Günümüzde hala gizemini korumaya devam ediyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

  Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin kilometrelerce ötede aynı mimari dilde buluşması tarihin en kafa kurcalayan hikayelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları (Antik Mezopotamya'da yapay bir dağ gibi yükselen basamaklı tapınaklar) , Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın orman sakini Maya tapınakları... Uzaktan bakınca hepsi aynı silüeti paylaşıyor: Piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, bilmeden neden aynı şeyi yapmak istedi? Hayatında düz ovada yaşayan bir insan durup dururken neden evinin ortasına devasa bir üçgen dağ dikme hayali kursun ki zaten? İşte hikaye tam da burada düğümleniyor. İstek Vardı: Doğanın O Heybetli Formunu Taklit Etmek İnsanlar   uçsuz bucaksız bir ovada yaşıyor ama ufukta o ulaşılamaz, tepesi bulutlara değen devasa kayalıkları ve dağları görüyordu. Antik çağ insanı için yüksekler her zaman bir güç alanıydı; yağmur...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...