Oda sıcaklığında elinize alsanız taş gibi sert, hatta çekiçle vursanız cam gibi kırılacak katı bir madde düşünün. Asfaltın hammaddesi olan zift, ilk bakışta "durur". Değişmez, hareket etmez, sabit bir maddedir.
1927 yılında Avustralya’daki Queensland Üniversitesi’nde fizik profesörü Thomas Parnell, bu katı sandığımız maddenin aslında ağır çekim bir sıvı olduğunu kanıtlamak için cam bir huniye zifti doldurup beklemeye başlasaydı... Ve o deney, aradan yüzyıla yakın zaman geçmesine rağmen hâlâ devam ediyor olsaydı?
Buna "Zift Damlası Deneyi" (Pitch Drop Experiment) deniyor. Guinness Rekorlar Kitabı’na giren, insan ömrünün yetmediği, nesiller değiştiren o tuhaf bilimsel sabır testi. Parnell zifti huniye koyup ucunu kestikten sonra ilk damlanın düşmesi tam 8 yıl sürdü. İkinci damla 9 yıl sonra, üçüncüsü bir o kadar... Aradan geçen neredeyse yüz yılda sadece 9 damla düştü. Daha da büyüleyici olan ne biliyor musunuz? Onu koruyan, gözü gibi bakan hiçbir bilim insanı, o damlaların düşüş anına canlı gözle tanık olamadı. Kimi o sırada çay içmeye gitmişti, kimi hafta sonu evindeydi, kimi ise tam damla düşeceği sırada kameranın arızalanması gibi talihsizlikler yaşadı. Hayat, en yavaş anında bile insan gözünün yakalayamayacağı kadar gizli bir hızla akıp gitmişti.
Bu deney bize zaman hakkında ne söylüyor?
Felsefeci Henri Bergson, zamanı saatlerin böldüğü, mekanik ve uzamsal bir çizgi olarak görmez; ona göre saatlerin gösterdiği bu yapay zaman, gerçeği ıskalamamıza neden olur. Bergson’un "süre" dediği o gerçek zaman ise, geçmişin bugünün içine kesintisizce yığıldığı niteliksel bir nehirdir. Bilim insanlarının o damlanın düşüşünü bir türlü yakalayamaması tuhaf denebilecek bir şakadır. İnsan, yapay saatlerin ve kameraların hızıyla doğanın "süre"sine yetişmeye çalışır, ama hep geç kalır. Çünkü doğa bizim aceleciliğimize değil, kendi içsel temposuyla hareket eder.
Bizler, zamanı saniyelere bölüp her şeyi hemen şimdi, bu dakika tüketmek istiyoruz. Hızlı kararlar alıyor, hızlıca tükeniyor, her anın kaydını tutmaya çalışıyoruz. Oysa zift damlası, bize bambaşka bir zamanın varlığını anlatıyor. Sürenin zamanı. Bergson’un o "kesintisiz nehir" dediği şey, belki de tam olarak bu zift damlasının akışıdır. Biz saate bakıp "Ne kadar yavaş geçiyor" diye hayıflanırken, zift kendi içindeki inatçı yasayla, kimseye haber vermeden, kendi kendine kendi doğasına uygun hareket ediyor. Ne bir takvime uyuyor ne de bizim aceleciliğimize ayak uyduruyor. Belki de bütün mesele, kolumuzdaki saatin tik taklarına hapsolmak yerine, hayatın o görünmez zift damlalarındaki derin sabrı hissedebilmekte. Çünkü en gerçek şeyler, hızla akıp gidenler değil; inatla, sessizce ve kendi zamanında olgunlaşanlardır.

Yorumlar
Yorum Gönder