Antonio Stradivari’nin 17. ve 18. yüzyıllarda İtalya'nın Cremona kentindeki atölyesinde ürettiği ve bugün milyonlarca dolar değer biçilen bu kemanların tam olarak nasıl yapıldığı, yüzyıllardır keman yapımcılarının ve bilim insanlarının çözmeye çalıştığı en büyük bulmacalardan biridir. Stradivari ve dönemin Guarneri del Gesù gibi diğer büyük ustalarının izlediği üretim süreci, sıradan bir ahşap işçiliğinden çok ötedir; materyal mühendisliği ve simya karışımı denebilir.
Tarihte "Küçük Buzul Çağı" olarak anılan, yaklaşık 14. yüzyıldan 19. yüzyılın ortalarına kadar süren dönemde Avrupa; sert kışları, donan nehirleri ve yaz aylarında bile etkisini kaybetmeyen kavurucu soğukları yaşamıştı. İşte bu iklim anormalliği, ağaçların doğasını kökten değiştirdi. Kuzey İtalya'nın Dolomite Alpleri'nin eteklerindeki ormanlarda yavaş yavaş, adeta hayatta kalma mücadelesi vererek büyüyen kırmızı ladinler ve akçaağaçlar, normalden çok daha yavaş halkalar oluşturdu. Ağaç halkalarının bu kadar sıkı ve kusursuz bir yoğunlukta sıralanması, keresteye benzersiz bir akustik direnç ve iletkenlik kazandırdı. Antonio Stradivari’nin eline geçene kadar o soğuk ormanlarda bekleyen ahşap, aslında doğanın ürettiği birer müzik kutusuydu.
Fakat mesele sadece doğru ağacı bulmakla bitmiyordu. Stradivari ve meslektaşları, keresteyi atölyelerine aldıklarında doğaya meydan okuyan bir kimyasal uyguluyorlardı. Bilim insanları elektron mikroskoplarıyla ayrıntılı incelemeler yaptılar.Kemanların,böceklenmeye ve çürümeye karşı direnç kazanması, aynı zamanda ses dalgalarını kusursuz iletmesi için boraks, çinko, bakır ve kalsiyum gibi mineraller içeren gizli sıvılardan oluşan bir karışım uygulandığını ortaya koydular. Yani doğanın yarattığı ham malzeme, insan elinin simyasıyla yeniden yaratılıyordu.
Ve işin en büyüleyici noktası; verniğin hemen altında, ahşap ile cila arasına sürülen katman. Yıllarca aranan ve bugüne kadar tam olarak taklit edilemeyen o "sır", belki de bu kusursuz gözenek kapatma tekniğinde saklıydı. Ne var ki, tüm bu kimyasal analizlere ve modern ölçümlere rağmen, Stradivarius’lar ile modern ustaların ellerinden çıkma bazı kemanların sesleri testlerde birbirine karışıyor.
Bugünün teknolojisiyle bu enstrümanlardan daha iyisini üretmek gerçekten imkansız mı? Günümüzde keman ustaları akustiğin fiziksel kurallarını çok iyi biliyor; bazı modern kemanlar ses hacmi ve dolgunluğu açısından bu tarihi şaheserlerle başa baş hatta bazen daha üstün performans sergileyebiliyor. Ancak mesele saf akustikten ibaret değil; 300 yıllık bir ahşabın yüzyıllar boyunca maruz kaldığı titreşimlerle kazandığı o moleküler hafızayı bugünden yarına kopyalamak mümkün değil.
Belki de Stradivarius’ları asıl efsane kılan şey, sadece laboratuvarda çözülemeyen o kimyasal formül değil; yüzyılların arkasından süzülüp gelen hikayenin zihnimizde yarattığı o büyüleyici yankıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder