Bir insanın gördüğüne inanması doğaldır. Peki ya gördüğü şey, gerçeğin yalnızca bir parçasıysa? Kendi bakış açımızın dışına çıkamadığımızda, başka insanların gördüklerini anlamaya çalışmadığımızda ne olur? Belki de asıl mesele, neyi gördüğümüzden çok, gördüğümüzün bütün gerçeklik olduğuna ne kadar inandığımızdır. José Saramago'nun Körlük romanı, bu soruların peşinden gider. Bir gün, araba kullanırken kırmızı ışıkta bekleyen bir adam aniden görme yetisini kaybeder. Fakat onun körlüğü alışıldık karanlık değildir; her şey beyaz bir ışığın içinde kaybolur. Ardından bu durum başkalarına da yayılmaya başlar. İsimsiz bir salgın, kısa sürede toplumsal hayatı altüst eder. Saramago bize salgının nedenini açıklamaz. Hastalığın bilimsel bir çözümlemesini yapmaz ya da olayları alışılmış bir felaket romanının sınırları içinde tutmaz. Onun ilgilendiği şey, insanların bildikleri dünyanın kuralları ortadan kalktığında nasıl davranacaklarıdır. Çünkü bazen bir toplumun gerçek yüzünü görmek için yeni...
Arkhe: Bir Zihin Günlüğü