Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

What Paintings Conceal #2: How to Read a Painting?

  On looking at a painting, truly seeing it, and trying to understand... When we stand in front of a painting, the first thing we usually do is take in the whole image. We notice the colours, the figures, the landscape, and perhaps decide whether we like it or not. After a while, we move on to another work. Yet if we spend a little more time looking, details we did not notice at first begin to emerge: the gaze of a figure, a small object in the background, the way light falls across a surface, or an area the artist has deliberately left empty. We often respond to the way all these elements come together without even realising it. But how can we make sense of what we see? How can we understand what a painter wants to show us, where they are directing our attention, or how the painting creates its own narrative? We do not need to be art historians to begin reading a painting. Looking carefully and asking questions about what we see is a good place to start. We can begin with some of ...

Tabloların Sakladıkları #2: Bir Tablo Nasıl Okunur?

  Bir resme bakmak, görmek ve anlamaya çalışmak üzerine... Bir tablonun karşısında durduğumuzda ilk yaptığımız şey genellikle bütüne bakmaktır. Renkleri, figürleri, manzarayı görür, belki hoşumuza gidip gitmediğine karar veririz. Bir süre sonra da başka bir esere geçeriz. Oysa biraz daha durduğumuzda resimde ilk bakışta fark etmediğimiz ayrıntılar ortaya çıkmaya başlar. Bir figürün bakışı, arka plandaki küçük bir nesne, ışığın düştüğü yer ya da ressamın özellikle boş bıraktığı bir alan… Bir tabloya bakarken bütün bunların bir araya gelişini çoğu zaman farkında olmadan değerlendiririz. Peki, gördüklerimizi nasıl anlamlandırabiliriz? Bir ressamın bize ne göstermek istediğini, dikkatimizi nereye yönelttiğini ya da resmin nasıl bir anlatı kurduğunu nereden anlayabiliriz? Bir tabloyu okumaya başlamak için sanat tarihi uzmanı olmamız gerekmiyor. Önce dikkatli bakmak, sonra gördüklerimiz hakkında soru sormak yeterli. Bunun için de resmin en temel unsurlarından başlayabiliriz. Bir tabloyu ...

The Lost Art of Living Well #2: On the Shortness of Life — Seneca and the Art of Living

  We often complain that there isn't enough time. Tasks to complete, places to be, expectations to meet, responsibilities waiting to be fulfilled… As the days follow one another, we rarely notice how quickly life is passing. Then, one day, we look back and encounter a curious truth: We have been busy all this time, but how much of it have we actually lived for ourselves? Stoicism is a school of philosophy that emerged in ancient Greece in the 3rd century BCE, during the Hellenistic period. Rather than grounding human happiness in external circumstances, wealth or social status, it places reason, virtue and the ability to govern one's own thoughts and actions at the centre of a good life. According to the Stoics, we cannot control every circumstance, but we can examine our responses to events and the decisions we make. Seneca, one of the major Stoic philosophers of the Roman era, explores this approach through our relationship with time in his work On the Shortness of Life , wri...

İyi Yaşamanın Kayıp Sanatı #2: Hayatın Kısalığı Üzerine:--Seneca ve Zamanı Yaşamak

  Zamanın yetmediğinden yakınırız. Yapılacak işler, yetişilecek yerler, karşılanması gereken beklentiler, tamamlanmayı bekleyen sorumluluklar… Günler birbirini takip ederken hayatın nasıl geçtiğini çoğu zaman fark etmeyiz. Bir gün geriye dönüp baktığımızda ise tuhaf bir gerçekle karşılaşırız: Bunca zamandır meşgulüzdür ama ne kadarını gerçekten kendimiz için yaşamışızdır? Stoacılık, MÖ 3. yüzyılda Antik Yunan'da ortaya çıkan Helenistik bir felsefe akımıdır. İnsan mutluluğunu dış koşullara, servete veya toplumsal konuma bağlamak yerine akla, erdeme ve insanın kendi düşünce ve davranışları üzerindeki denetimine dayandırır. Stoacılara göre hayatın her koşulunu kontrol edemeyiz; ancak olaylar karşısındaki tutumumuzu ve verdiğimiz kararları sorgulayabiliriz. Roma döneminin önemli Stoacı düşünürlerinden Seneca, yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı Hayatın Kısalığı Üzerine adlı eserinde bu yaklaşımı zaman meselesi üzerinden ele alır. Seneca'ya göre insan ömrü sanıldığı kadar kısa ...

The Facets of Being a Woman (2): Forgetting Yourself While Thinking of Everyone Else

  Sometimes, a woman knows what everyone in the house needs. She knows what each person likes and dislikes, who is likely to get upset, which task has been left unfinished, and what is missing. No one needs to tell her. She has already thought of it, done it, or remembered it. But what does she want? Finding an answer to that question may not be so easy. Some women grow accustomed to putting other people's needs before their own. It is difficult to say exactly where this begins. Perhaps it starts with the expectations placed on them as children, with what they see their mothers doing, or with those endless sentences that tell them what it means to be a good woman. A good girl is well behaved. A good mother puts her children first. A good wife never neglects her home. A good daughter never leaves her parents alone. There may be nothing wrong with these ideas in themselves. We care about the people we love, make an effort for them, and take responsibility for their well being. The pr...

Kadın Olmanın Hâlleri (2): Herkesi Düşünürken Kendini Unutmak

  Bazen bir kadın, evdeki herkesin neye ihtiyacı olduğunu bilir. Kimin neyi sevmediğini, kimin ne zaman üzüleceğini, hangi işin aksadığını, neyin eksik kaldığını fark eder. Bir şey söylenmesine gerek yoktur. Zaten düşünmüştür, yapmıştır, hatırlamıştır. Peki, kendisi ne istiyor? Bu sorunun cevabını vermek o kadar kolay olmayabilir. Çünkü bazı kadınlar, yıllar içinde başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından önce düşünmeye alışır. Bunun nerede başladığını kestirmek zordur. Belki çocukken kendisinden beklenenlerle, belki annesinden gördükleriyle, belki de iyi bir kadın olmanın ne anlama geldiğini anlatan o bitmek bilmeyen cümlelerle… İyi kız uslu olur. İyi anne çocuğunu düşünür. İyi eş yuvasını ihmal etmez. İyi evlat anne babasını yalnız bırakmaz. Bu cümlelerin her birinde tek başına yanlış bir şey olmayabilir. İnsan sevdiği insanları düşünür, onlara emek verir, sorumluluk alır. Mesele, bütün bunların bir kadının görevi sayılması ve onun da kendi isteklerini hep biraz daha sonr...

Books and Life #6: Blindness — Can We Become Blind to Our Own Reality?

It is natural to believe what we see. But what if what we see is only part of the truth? What happens when we cannot step outside our own perspective, when we make no effort to understand what other people see? Perhaps the real question is not so much what we see, but how firmly we believe that what we see is the whole of reality. José Saramago's Blindness follows these questions into unsettling territory. One day, a man waiting at a red light while driving suddenly loses his sight. Yet his blindness is unlike the darkness we might expect; everything disappears into a sea of white light. Soon, others begin to experience the same condition. An unexplained epidemic spreads, and the foundations of social life begin to crumble. Saramago does not explain the cause of the epidemic. He offers no scientific account of the disease, nor does he confine the story to the familiar boundaries of a disaster novel. What interests him is how people behave when the rules of the world they know begi...

Kitaplar ve Hayat #6: Körlük — İnsan Kendi Gerçekliğinin Körü Olabilir mi?

Bir insanın gördüğüne inanması doğaldır. Peki ya gördüğü şey, gerçeğin yalnızca bir parçasıysa? Kendi bakış açımızın dışına çıkamadığımızda, başka insanların gördüklerini anlamaya çalışmadığımızda ne olur? Belki de asıl mesele, neyi gördüğümüzden çok, gördüğümüzün bütün gerçeklik olduğuna ne kadar inandığımızdır. José Saramago'nun Körlük romanı, bu soruların peşinden gider. Bir gün, araba kullanırken kırmızı ışıkta bekleyen bir adam aniden görme yetisini kaybeder. Fakat onun körlüğü alışıldık karanlık değildir; her şey beyaz bir ışığın içinde kaybolur. Ardından bu durum başkalarına da yayılmaya başlar. İsimsiz bir salgın, kısa sürede toplumsal hayatı altüst eder. Saramago bize salgının nedenini açıklamaz. Hastalığın bilimsel bir çözümlemesini yapmaz ya da olayları alışılmış bir felaket romanının sınırları içinde tutmaz. Onun ilgilendiği şey, insanların bildikleri dünyanın kuralları ortadan kalktığında nasıl davranacaklarıdır. Çünkü bazen bir toplumun gerçek yüzünü görmek için yeni...