Ana içeriğe atla

Doğu ve Batı Bilgeleri Serisi - (1) Zamanı Aşan Bir Evrensel Bilge: Mevlana Celaleddin Rumi Kimdir?




Bazen insan, yaşadığı çağın dar gelen kalıplarına sığamaz. Mevlana Celaleddin Rumi' de öyle biriydi. 13. yüzyılda Belh'te başlayıp Anadolu'da, Konya'ya uzanan o uzun göç,  haritada bir yer değiştirmeden ibaret değildir. Babası Bahaeddin Veled’in yanında, medreselerin o katı, ezberci ve kuralcı disipliniyle yetişmiş bir alimdi o. Fakat hayat, onun önüne başka bir defter açtı.

O defterin adı Şems’ti. Konya’da kesişen o yolculuk, kitaplarda yazan bilgilerin ötesine geçen bir sarsıntı yarattı. Şems’in aynasında kendi içindeki boşluğu ve hakikati gören Mevlana, o günden sonra sadece bir medrese hocası olmadı. Kaleme sarılan, neyin nefesinde kâinatın sızısını duyan, semada kendi eksenini bulan bir dervişe dönüştü. Şems’teki o kayıp ve arayış, onu dünyanın en büyük mısralarını yazmaya itti.

Onu büyük yapan şey, zıtlıkları aynı noktada buluşturabilmesiydi. Bir yandan aklın inceliklerini bilecek kadar ilim sahibi, diğer yandan "Ne olursan ol, yine gel" diyerek kapıyı herkese ardına kadar aralayacak kadar engin bir merhamete sahipti. İnsanın içindeki karanlığı da ışığı da çok iyi biliyordu. Ona göre insan, hafife alınacak bir varlık değildi; aşksız geçen her nefes, ömrün ziyan edilmesi demekti.

Bugün dilden, dinden, sınırdan bağımsız olarak hâlâ milyonların kalbine dokunan bir nefes.  Bir insanın "buradayım, acı çekiyorum ve seviyorum" diyebilme cesareti asırlar ötesinden bugüne kalır.Mevlana Celaleddin Rumi, tam da bu cesaretin adıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

  Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin kilometrelerce ötede aynı mimari dilde buluşması tarihin en kafa kurcalayan hikayelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları (Antik Mezopotamya'da yapay bir dağ gibi yükselen basamaklı tapınaklar) , Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın orman sakini Maya tapınakları... Uzaktan bakınca hepsi aynı silüeti paylaşıyor: Piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, bilmeden neden aynı şeyi yapmak istedi? Hayatında düz ovada yaşayan bir insan durup dururken neden evinin ortasına devasa bir üçgen dağ dikme hayali kursun ki zaten? İşte hikaye tam da burada düğümleniyor. İstek Vardı: Doğanın O Heybetli Formunu Taklit Etmek İnsanlar   uçsuz bucaksız bir ovada yaşıyor ama ufukta o ulaşılamaz, tepesi bulutlara değen devasa kayalıkları ve dağları görüyordu. Antik çağ insanı için yüksekler her zaman bir güç alanıydı; yağmur...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...