Karanlık sinema salonlarında ışıklar söner. Tam o anda insanlık tarihi kadar eski bir alışkanlığı tekrarlarız. Bilinçaltımız ateşin başından kalkmış, dijital çağın ışıkları altına yerleşmiştir; ancak etrafında toplandığımız ortak hikaye hiç değişmemiştir.
Joseph Campbell’ın "Bin Yüzlü Kahraman" adıyla formüle ettiği o büyük döngü, bugün her yerdedir. Hollywood’un dev bütçeli senaryolarında, açık dünya video oyunlarında ve Uzak Doğu'nun büyüleyici anime evrenlerinde hep aynı mit karşımıza çıkar. Peki, milyarlarca dolarlık endüstriler neden hâlâ binlerce yıllık mitlerin peşindedir?
Her büyük hikaye sıradan bir dünyada başlar. Kahraman, bildiği güvenli alanda yaşarken sarsıcı bir "çağrı" alır. Bu çağrı bazen bir yıkım, bazen kayıp, bazen de karşı konulamaz bir meraktır.
Hollywood’da bu, Matrix’in solgun odasında Neo’nun beyaz tavşanı takip etmesidir. Ya da Yüzüklerin Efendisi’nde Frodo’nun Shire’ın yeşil tepelerinden ayrılmak zorunda kalmasıdır.
Uzak Doğu animelerinde (Spirited Away veya Mononoke Hime) ise sıradan bir çocuğun birdenbire ruhlar alemine düşmesiyle başlar.
İnsan zihni değişime direnir. İşte bu yüzden hikaye, bizi konfor alanımızdan koparan o ilk eşikle başlar. Kahramanın yaşadığı sarsıntı, modern insanın rutininden kaçma arzusunun dışavurumudur.
Eşikten geçildikten sonra manzara değişir. Kuralların geçerli olmadığı tehlikeli bir "ara dünya" başlar. Kahraman burada yalnız değildir. Yanında ona rehberlik eden kadim bir figür (Gandalf, Yoda ya da bir bilge ruh) vardır. En önemlisi, kendi içsel korkularıyla yüzleşeceği çetin sınavlar onu bekler.
Bu noktada dijital oyunlar devreye girer. Oyuncu sadece izleyici değildir; kahramanın iradesini bizzat üstlenen bir özneye dönüşür. Zorluklarla karşılaşmak, yenilmek, yeniden ayağa kalkmak ve her ölüm-kalım anında "yeniden doğmak" (respawn)... Bunlar, insanın hayat sahnesindeki psişik direncini dijital bir simülasyona dönüştürür. Ekranın arkasındaki zafer hissi, insanın kendi içindeki ejderhaları alt etme çabasıdır.
Kahramanın yolculuğu canavar alt etmekle bitmez. Asıl dönüşüm, "başlangıçtaki yere" geri dönüldüğünde gerçekleşir. Artık kahraman aynı kişi değildir. O tehlikeli yolculuktan aklında yeni bir bilgelikle, topluluğuna sunacağı bir "hediye" ile dönmüştür.
Bugün gişeleri altüst eden filmlerin veya oyunların sırrı budur: Onlar bize ucuz bir kaçış sunmaz. Modern dünyanın karmaşasında kaybolan "bütünlük" duygusunu geri verirler.
Kültürler ne kadar farklı olursa olsun, insan zihni aynı şekillerle rüya görür. New York'taki bir kişinin hissettiği arınma duygusu ile Tokyo'daki bir diğer kişinin animenin sonunda yaşadığı coşku aynıdır.
Harita değişir, ekranlar yenilenir. Ama insanın evrendeki yerini arama yolculuğu hep aynı kalır. Her çağ, kendi kahramanını kendi masalının içinde yeniden yaratmaya mecburdur.

Yorumlar
Yorum Gönder