Kozmik Çıraklık (1): Sayıların Ruhu ve Bedeni – Zihnin Matematiksel Sığınağı ve Rastlantının Konforsuzluğu
Hayatın akışında her şeyin bir açıklaması, her kırılmanın mantıklı bir sebebi olsun isteriz. Başımıza gelen bir felaketin, açıklanamayan bir ayrılığın ya da hayatımızın ortasında yaşadığımız o büyük kayboluşun hiçbir neden olmaksızın, tamamen tesadüfen gerçekleştiğini kabullenmek kolay değildir. Belirsizlik huzursuz eder bizi. Çünkü bazen elimizde olmayan şeyleri kontrol edemediğimizi değil, hayatın sandığımız kadar kontrol edilebilir olmadığını da kabul etmek zorunda kalırız.
İnsan zihni bu düşünceyle uzun süre baş başa kalmayı sevmez. Yaşananların ardında bir neden arar, birbirinden uzak olaylar arasında bağlantılar kurar. Bazen bulur, bazen de bulduğunu düşünmek ister. Dışarıdaki karmaşa karşısında tutunacak bir şey aradığımızda, tarihin en eski sığınaklarından birinin yardımını isteriz: sayılara, döngülere ve matematiğe koşarız .
Sayıları yalnızca hesap yapmakta kullandığımız araçlar olarak görmek, onların insanlık tarihindeki yerini anlamaya yetmez. Doğaya baktığımızda tekrar eden biçimler, oranlar ve simetriler görürüz. Gezegenlerin hareketlerinden çiçeklerin yapısına kadar pek çok şey matematikle ilişkilidir. Bu düzenin içinde insanı şaşırtan bir taraf vardır. Sanki dünya, bütün karmaşasına rağmen, kavrayabileceğimiz izler bırakmaktadır.
Sayıların bir ruhu olduğunu söylerken kastettiğim biraz da bu. Evrenin farklı köşelerinde karşımıza çıkan örüntüler, insanın düzen arayışını besler. Fakat sayıların bir de bedeni vardır. Doğum tarihlerinde, isimlerin harflerinde, tekrarlayan rakamlarda ve hayatımızın belirli dönemlerine yüklediğimiz anlamlarda karşımıza çıkarlar. Numeroloji, sayıların bu soyut dünyasını kişisel hayatımızla ilişkilendirmeye çalışır. İnsana, yaşadıklarının birbirinden kopuk olaylar değil, daha büyük bir döngünün parçaları olabileceğini düşündürür.
Peki, neden böyle bir düşünceye ihtiyaç duyarız?
Rastlantı soğuktur. Bir ilişkinin neden bittiğini, hayatımızın neden beklenmedik bir yöne savrulduğunu ya da bütün çabalarımıza rağmen neden bazı şeylerin yolunda gitmediğini her zaman açıklayamayız. Bazen ortada çıkarılacak bir ders, bizi bekleyen gizli bir ödül ya da her şeyi yerli yerine oturtacak büyük bir neden yoktur. Yalnızca yaşanmış olaylar vardır. Bunu kabul etmek, düşündüğümüzden daha zor olabilir.
Astrolojiye, numerolojiye ve döngüsel yorumlara duyulan ilginin bir kısmını burada aramak mümkün. İnsan yalnızca geleceğini öğrenmek istemez; geçmişte yaşadıklarının da bir anlamı olduğuna inanmak ister. Zor bir dönemin belirli bir döngüye denk geldiğini düşündüğünde, yaşadığı sıkıntı biraz olsun biçim kazanır. Biten bir ilişki artık yalnızca bir kayıp değildir; tamamlanmış bir dönemin işareti hâline gelir. Bu yorumun gerçekten evrensel bir karşılığı olup olmadığı ayrı bir meseledir. Önemli olan, insanın ona neden tutunduğunu anlayabilmektir.
Elbette matematiğin doğada ortaya çıkardığı düzenle numerolojinin insan hayatına yüklediği anlam aynı şey değildir. Matematiksel ilişkiler gözlemlenebilir, hesaplanabilir ve sınanabilir. Numerolojinin kişilik ya da kader hakkında ileri sürdüğü iddialar ise bilimsel olarak doğrulanmış değildir. Yine de sayılara anlam yükleme isteği, insan zihninin nasıl çalıştığı hakkında bize bir şeyler söyler. Belirsizlik karşısında bir düzen ararız. Bazen bu düzeni keşfeder, bazen de onu kendi hikâyemizin içine yerleştiririz.
Belki de asıl ilginç olan, aynı sayının bir insan için sıradan bir rakamken bir başkası için hayatındaki önemli bir dönemin işaretine dönüşebilmesidir. Sayının kendisi değişmez, fakat ona bakan kişinin geçmişi, beklentileri ve hatıraları değişir. Bir tarih, bir rakam ya da tekrar eden bir sayı, daha önce fark etmediğimiz bir şeyi düşünmemize neden olabilir. Anlam bazen nesnenin kendisinden değil, onun bizde uyandırdığı çağrışımdan doğar.
Bütün bunlar, hayatımızdaki her olayın önceden belirlenmiş bir düzenin parçası olduğunu göstermez. Fakat neden böyle bir düzene inanmak istediğimizi anlamamıza yardımcı olabilir. Belki de sayılarla kurduğumuz ilişki, evrenin sırlarını çözme arzumuz kadar, kendi hayatımızı anlaşılır kılma çabamızla da ilgilidir.
Çünkü rastlantının karşısında insan kendisini yalnız hissedebilir. Bir döngünün parçası olduğunu düşündüğünde ise yaşadıklarını daha geniş bir çerçevede görmeye başlar. Bu çerçevenin gerçeği ne ölçüde yansıttığı tartışılabilir; ama insana neden gerekli göründüğü üzerinde düşünmeye değer.
Belki de sayıların asıl sırrı, bize hayat hakkında ne söylediklerinde değil, bizim onlarda ne aradığımızda saklıdır. Evrenin matematiksel düzeni bir gerçeklik meselesidir; o düzende kendimize bir yer bulma isteğimiz ise insana dair bir mesele.
Kozmik çıraklık belki de tam burada başlar: Her şeyin bir nedeni olduğuna inanmakla, bazı şeylerin nedenini hiçbir zaman bilemeyebileceğimizi kabul etmek arasındaki o ince çizgide.

Yorumlar
Yorum Gönder