Ana içeriğe atla

Sonsuzluğun Kısa Tarihi #1 # Zeno'nun Laneti: Hareket Etmek Neden İmkânsız Görünüyordu?



Sonsuzluk üzerine kafa yormaya başladığımız an, tarihin en eski ve en sinir bozucu bulmacalarından biriyle yüzleşiriz: Zeno'nun Paradoksları.

Milattan önce 5. yüzyılda Elealı Zeno, öyle bir iddia ortaya attı ki, o günden beri matematikçilerin ve filozofların uykusunu kaçırıyor: Evrende hareket diye bir şey aslında yoktur; hareket tamamen bir illüzyondur.

Kulaklara çılgınca geliyor, değil mi? Sokakta yürüyen, koşan, topa vuran insanları gördüğümüz bir dünyada bu nasıl iddia edilebilir? Zeno, bunu tam da "sonsuzlık" kavramını kullanarak, matematiğin ve mantığın bükülemediği noktada kanıtlamaya çalıştı. En bilinen örneğiyle, Aşil ve Kaplumbağa yarışına bir bakalım.

Döneminin en hızlı koşucusu olan Aşil (Yunan mitolojisinde topuğundan başka yeri yaralanmayan, Truva Savaşı'nın efsanevi kahramanı), yarışta kendisinden çok yavaş olan bir kaplumbağaya 100 metre avans verir. Yarış başlar. Aşil koşar ve kaplumbağanın o an bulunduğu noktaya (100. metreye) varır. Ancak o sırada kaplumbağa da biraz ilerlemiştir (örneğin 1 metre ileri gitmiştir).

Aşil o 1 metreyi kapatmak için tekrar koşar. Oraya vardığında ise kaplumbağa yine biraz daha ilerlemiştir. Bu mantığı sonsuza kadar devam ettirebilirsiniz: Aşil mesafeyi ne kadar kapatırsa kapatsın, kaplumbağanın öncesinde bulunduğu noktaya ulaşmak zorundadır ve bu süreç sonsuz sayıda alt adımdan oluşur.

Zeno'ya göre Aşil, sonsuz sayıda küçük adımı tek tek tamamlamak zorunda olduğu için teorik olarak kaplumbağayı asla geçemez, hatta ona yetişemez bile.

Zeno'nun bu paradoksu kurmasındaki temel sebep, zamanın ve uzayın sonsuz kez bölünebileceği varsayımıdır. Eğer bir çizgiyi veya zaman aralığını matematiksel olarak sonsuz parçaya bölebilirseniz, o mesafeyi kat etmek için "sonsuz tane anı" geride bırakmanız gerekir. İnsan aklı, sonsuz sayıda adımı sonlu bir zaman diliminde tamamlamayı mantıken kabul edemez.

İşte bu yüzden antik dünyada sonsuzluk, kontrol edilemeyen, zihni kilitleyen tehlikeli bir canavar gibi görülüyordu.

Zeno'nun bu zihin bükücü bulmacasının çözülmesi binlerce yıl sürdü. Modern matematiğin temellerinden biri olan limit ve sonsuz serilerin toplamı (calculus) icat edilene kadar kimse bu işin içinden çıkamadı. 17. yüzyılda matematikçiler şunu kanıtladı: Sonsuz sayıda adım atabilirsiniz, ancak bu adımların toplam süresi sonlu bir sayıya (örneğin 2 dakikaya) eşit olabilir. Yani sonsuz küçük parçayı toplamak, matematiksel olarak mümkündür.

Ancak Zeno, henüz elinde bu matematiksel aletler yokken, insan zihnini sonsuzluğun o derin uçurumuyla ilk kez yüzleştirmişti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

  Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin kilometrelerce ötede aynı mimari dilde buluşması tarihin en kafa kurcalayan hikayelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları (Antik Mezopotamya'da yapay bir dağ gibi yükselen basamaklı tapınaklar) , Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın orman sakini Maya tapınakları... Uzaktan bakınca hepsi aynı silüeti paylaşıyor: Piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, bilmeden neden aynı şeyi yapmak istedi? Hayatında düz ovada yaşayan bir insan durup dururken neden evinin ortasına devasa bir üçgen dağ dikme hayali kursun ki zaten? İşte hikaye tam da burada düğümleniyor. İstek Vardı: Doğanın O Heybetli Formunu Taklit Etmek İnsanlar   uçsuz bucaksız bir ovada yaşıyor ama ufukta o ulaşılamaz, tepesi bulutlara değen devasa kayalıkları ve dağları görüyordu. Antik çağ insanı için yüksekler her zaman bir güç alanıydı; yağmur...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...