Ana içeriğe atla

Cümlelerine Anlam Arayan Kitap:Beinecke Şifresi (Voynich) El Yazması






Bazı nesneler vardır; üzerlerindeki yazılar bir şeyi anlatmak için değil, sanki kelimelerin kendisini aramak için kağıda dökülmüştür. Voynich El Yazması, Yale Üniversitesi'nin Beinecke Nadir Kitaplar ve El Yazmaları Kütüphanesi'nde saklanan muazzam ve inatçı bir muammadır. Yaklaşık 15x22 santimetre boyutlarında, orta boy bir defter kalınlığını aşmayan o 240 sayfalık parşömen yığını, dünyada daha önce hiçbir lisanın kaydetmediği şekillerle doludur.

Buradaki en büyük gariplik şudur: Sayfaları çevirdiğinizde karşınızda akıp giden satırlar, paragraflar ve dizeler görürsünüz; yani dışarıdan bakıldığında kusursuz bir kitap durmaktadır. Lakin kelimeler o kitaba ait değildir. Ne bir dilbilimcinin aşina olduğu kökler ne de harflerin atası olan alfabeler bu sayfalarda karşılık bulur. Karşımızda duran şey tam anlamıyla cümlelere anlam arayan bir kitaptır. Kitap, sanki kendi dilini dışarıda bırakmış, okuyucusuna yalnızca şekillerin gölgesini ve bitkilerin hayaletini bırakmıştır.

15.yüzyılın başlarında, muhtemelen Orta Avrupa’da hazırlandığı karbon testleriyle biliniyor olsa da, onu kimin yazdığı hâlâ meçhuldür. Sayfaları süsleyen o garip bitki çizimleri hiçbir botanik ansiklopedisine uymaz; insan figürlerinin eşlik ettiği tuhaf şemalar hiçbir tıp tarihine sığmaz. Yüzyıllar boyunca kriptograflar, hatta İkinci Dünya Savaşı’nın en keskin kod çözücüleri Beinecke Kütüphanesi'nin korumasındaki bu satırların önüne oturmuş, hepsi de o cümlelerin arkasındaki boşlukta kaybolmuştur. 

Bazen dünya, bize okumamız için değil; sadece kelimelerin bile sahibini bulamadığı o büyük sırrı seyretmemiz için böyle defterler bırakır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin binlerce kilometre ötede benzer mimari biçimler geliştirmesi tarihin en kafa kurcalayan hikâyelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları, Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın ormanları arasına gizlenmiş Maya tapınakları… Uzaktan bakınca hepsinde benzer bir silüet beliriyor: piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, birbirlerinden habersizken neden benzer yapılar inşa ettiler? Düz bir ovada yaşayan insan neden bulunduğu yerin ortasına devasa, üçgen bir dağ yükseltmek istesin? İşte hikâye tam da burada düğümleniyor. İnsanlar uçsuz bucaksız ovalarda yaşarken ufukta yükselen, tepesi bulutlara değiyormuş gibi görünen dağları da izliyordu. Antik çağ insanı için yüksekler, çoğu zaman kutsal ve güçlü olanla ilişkilendiriliyordu. Yağmur gökten geliyor, şimşek dağların üzerinde çakıyor, tanrıların yüce yerlerde yaşadığın...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...