Ana içeriğe atla

Silphium

 


Kuzey Afrika’nın kıyılarında, bugün Libya sınırları içinde kalan dar bir şeritte yabani olarak yetişen bir bitki vardı: Silphium. Ne tarlaya ekilebiliyordu ne de insan eliyle çoğaltılabiliyordu; doğada kendi kendine büyüyen bu endemik ot, insanlığın evcilleştirmeyi bir türlü beceremediği bitkilerden biriydi.

Romalılar ve Yunanlılar bu bitkiyi yemeklerine tat katmak için kullanıyorlardı ama asıl mesele tıptı. Boğaz ağrısından öksürüğe kadar her derde deva bir şifaydı. Dahası, antik dünyada nüfus planlamasının en güçlü silahı, dönemin en etkili doğum kontrol yöntemiydi.

Kirene kenti, bu bitkinin uluslararası ticaretini yaparak Akdeniz’in en zengin merkezlerinden biri haline geldi. Kentin ekonomisi tamamen silphium ihracatına dayanıyordu. Öyle ki, gücün ve zenginliğin sembolü olarak bastıkları sikkelerin üzerine doğrudan bu bitkiyi ve onun o meşhur, ortası çentikli kalp biçimli tohumunu kazıdılar. Bugün aşkın ve sevginin evrensel simgesi olarak bildiğimiz kalp işaretinin kökeni de bu ticarete dayanır.

Ancak insan eli her şeyi tüketmekte gecikmedi. "Nasıl olsa yine çıkar" denilerek bitki hoyratça koparıldı; yetmezmiş gibi bölgede otlayan koyunlar da ortalıkta yaprak bırakmadı.

Tarihçi Plinius'un aktardığına göre, MS 1. yüzyılda İmparator Nero'nun döneminde doğada artık tek bir silphium filizi bile kalmamıştı. Saraya hediye olarak getirilen o son bitki, tarihte varlığının son kalıntısı oldu. Silphium, insanın doymak bilmez iştahıyla tamamen yok oldu. Toprak ise bir daha asla o sırrı vermeyerek kendi intikamını sessizce aldı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin binlerce kilometre ötede benzer mimari biçimler geliştirmesi tarihin en kafa kurcalayan hikâyelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları, Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın ormanları arasına gizlenmiş Maya tapınakları… Uzaktan bakınca hepsinde benzer bir silüet beliriyor: piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, birbirlerinden habersizken neden benzer yapılar inşa ettiler? Düz bir ovada yaşayan insan neden bulunduğu yerin ortasına devasa, üçgen bir dağ yükseltmek istesin? İşte hikâye tam da burada düğümleniyor. İnsanlar uçsuz bucaksız ovalarda yaşarken ufukta yükselen, tepesi bulutlara değiyormuş gibi görünen dağları da izliyordu. Antik çağ insanı için yüksekler, çoğu zaman kutsal ve güçlü olanla ilişkilendiriliyordu. Yağmur gökten geliyor, şimşek dağların üzerinde çakıyor, tanrıların yüce yerlerde yaşadığın...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...