Ana içeriğe atla

Aogashima — Volkanik Bir Adada Yaşamak



Japonya denince akla genellikle kalabalık şehirler, hızlı trenler ve yüksek teknoloji gelir. Oysa Japonya’nın başkenti Tokyo’ya bağlı, Pasifik Okyanusu’nda küçük bir ada da var: Aogashima.

Tokyo’nun yaklaşık 360 kilometre güneyinde bulunan Aogashima, İzu Adaları’nın en güneyinde yer alıyor. Yaklaşık 6 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip adada 160 civarında insan yaşıyor. Ancak burayı asıl ilginç kılan küçüklüğü değil, volkanik yapısı. Adanın dış kısmını oluşturan büyük kraterin içinde bir başka volkanik yükselti bulunuyor. Yani ada, iç içe geçmiş iki volkanik oluşumdan meydana geliyor.

Aogashima’nın bugünkü görünümü, 1780–1785 yılları arasında yaşanan volkanik faaliyetlerle şekillenmiştir. Özellikle 1785’teki büyük patlama adanın tarihinde ağır bir dönüm noktası olmuş O sırada adada yaşayan 327 kişiden yaklaşık 130–140’ının hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Hayatta kalanlar yakındaki Hachijojima Adası’na sığınmıştır ve Aogashima elli yıldan uzun süre boş kalmıştır. İnsanlar 19. yüzyılda adaya geri dönüp tekrar bir hayat kurmuşlardır.

Bugün Aogashima hâlâ aktif bir volkan olarak izleniyor. Adanın bazı bölgelerinde yer altından sıcak su buharı çıkmaktadır.. Yerel halk bu doğal ısıdan yararlanıyor; buharın kullanıldığı bir sauna bulunuyor ve belirli noktalardaki ısıyla yumurta ve tatlı patates gibi yiyecekler pişirilebiliyor.

Adanın yüksek kıyıları, sınırlı yerleşim alanı ve volkanik arazi yapısı onu Japonya’nın diğer yerleşimlerinden ayırıyor. Aogashima’da yaşamın kendine özgü koşulları var; burası yalnızca uzakta kalmış küçük bir ada değil, aynı zamanda insanların aktif bir volkanın oluşturduğu coğrafyada yaşamayı sürdürdüğü bir yer.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tanrılara Uzanan Merdiven: Nasıl Oldu da Farklı Kıtalarda Aynı Piramitleri İnşa Ettiler?

Kıtalar arasında koca okyanuslar dururken, birbirlerinden habersiz medeniyetlerin binlerce kilometre ötede benzer mimari biçimler geliştirmesi tarihin en kafa kurcalayan hikâyelerinden biri. Mısır'ın kumlarında yükselen sivri taş bloklar, Mezopotamya'nın basamaklı zigguratları, Peru'nun kerpiç devleri ya da Orta Amerika'nın ormanları arasına gizlenmiş Maya tapınakları… Uzaktan bakınca hepsinde benzer bir silüet beliriyor: piramit. Peki bu insanlar birbirlerini hiç görmeden, birbirlerinden habersizken neden benzer yapılar inşa ettiler? Düz bir ovada yaşayan insan neden bulunduğu yerin ortasına devasa, üçgen bir dağ yükseltmek istesin? İşte hikâye tam da burada düğümleniyor. İnsanlar uçsuz bucaksız ovalarda yaşarken ufukta yükselen, tepesi bulutlara değiyormuş gibi görünen dağları da izliyordu. Antik çağ insanı için yüksekler, çoğu zaman kutsal ve güçlü olanla ilişkilendiriliyordu. Yağmur gökten geliyor, şimşek dağların üzerinde çakıyor, tanrıların yüce yerlerde yaşadığın...

Bir Kütüphane Nasıl Ölür?Bölüm 3: Timbuktu (Mali)

  İskenderiye bilginin "depolandığı", Nalanda ise "yaşadığı" bir yerdi; Timbuktu ise bilginin "gizlendiği" bir kale oldu. Çölün ortasında, ticaret yollarının kesiştiği bu vaha, sadece altının değil, mürekkebin de kıymet gördüğü bir medeniyetin merkeziydi. Timbuktu’da kütüphaneler sadece devletin veya kurumların değil, ailelerin kendi evlerinde kuşaktan kuşağa koruduğu mahrem bir hazineydi. Ancak Timbuktu’nun ölümü, başka hiçbir kütüphaneye benzemeyen, "saklanarak yaşatılan" bir direnişin hikâyesidir. Timbuktu’da kitap, kamusal bir meta olmaktan ziyade, ailelerin kimliğiyle bütünleşmiş kutsal bir emanetti. Bu kütüphaneler, bir toplumun nasıl okuduğunun, neyi önemsediğinin ve hangi inançla yaşadığının yansımasıydı. Bilgi burada binaya hapsedilmedi; evin tavan aralarına, sandıkların diplerine ve çölün derinliklerine, kumların altına gömülerek korundu. Timbuktu, bilginin fiziksel varlığı tehdit altına girdiğinde, onu bir "sır" gibi saklayan...

Sisyphos'un Kayası: Modern Çalışma Hayatının Absürt Döngüsü

    Sisyphos, Korinthos’un kurucusu ve ilk kralıydı. Onu mitolojide ölümsüz kılan şey ise otoriteye ve düzenin kendisine karşı geliştirdiği cüretkâr tavırdı. Önce ölüm tanrısı Thanatos'u kurnazlığıyla alt edip odasına kapattı ve zincire vurdu. Thanatos tutsak kaldığı sürece yeryüzünde hiç kimse ölmedi; savaşlar durdu, yaşlılar ve hastalar ölemez hale geldi. Tanrıların düzeni altüst olunca Savaş Tanrısı Ares müdahale etmek zorunda kaldı ve Thanatos’u kurtararak Sisyphos’u yeraltı dünyasına sürükledi. Ancak Sisyphos yeraltına inerken karısına tembih etmişti: Sakın arkamdan cenaze töreni yapma. Hades'in huzuruna çıktığında sızlandı: Karım bana öyle bir saygısızlık yaptı ki gömülmeme bile izin vermedi. Dünyaya dönüp ona ceza vermeme izin verin, hemen döneceğim. Yaşayanların dünyasına ayak basar basmaz yeraltına dönmeyi reddetti ve yıllarca kaçarak yaşadı. Tanrılar nihayet onu yakalayıp yeraltına kalıcı olarak götürdüklerinde, ona sıradan bir ceza vermediler. Sisyphos’un suçu sad...