Günün koşturmacası içinde kendimize hep büyük hedefler, uzun yapılacaklar listeleri ve koşturulacak rotalar çizeriz. Oysa ömrümüzün hatırı sayılır bir kısmı, aslında hiçbir şey yapmadan "bekleyerek" geçiyor. Trafik ışığında kırmızıdan yeşile dönmesini beklerken geçen o otuz saniye... Asansörün düğmesine basıp kabinin yukarıdan aşağıya süzülüşünü izlediğimiz o sessiz an... Ya da çay suyu kaynayana kadar ocak başında öylece boşluğa baktığımız dakikalar... İnsan için beklemek sabırsızlıktır, bir zaman kaybıdır. Hatta hemen cebimizden telefonu çıkarıp o boşluğu doldururuz. Peki, o ekrana bakmadığımız, telefonun sesini duymadığımız o nadir anlarda düşüncelerimiz nereye kaçıyor? Garip bir şekilde, günün en yaratıcı fikirleri, en saçma anıları ya da uzun süredir unuttuğumuz detaylar hep o ara duraklarda aklımıza düşer. Beynimiz, o zorunlu duraklama anında "görev modundan" çıkıp kendi iç dünyasına dalma fırsatı bulur. Trafik lambasının altındayken hayatın yönünü sorgulaya...
Arkhe: Bir Zihin Günlüğü