Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bekleme Anlarının Felsefesi

  Günün koşturmacası içinde kendimize hep büyük hedefler, uzun yapılacaklar listeleri ve koşturulacak rotalar çizeriz. Oysa ömrümüzün hatırı sayılır bir kısmı, aslında hiçbir şey yapmadan "bekleyerek" geçiyor. Trafik ışığında kırmızıdan yeşile dönmesini beklerken geçen o otuz saniye... Asansörün düğmesine basıp kabinin yukarıdan aşağıya süzülüşünü izlediğimiz o sessiz an... Ya da çay suyu kaynayana kadar ocak başında öylece boşluğa baktığımız dakikalar... İnsan için beklemek sabırsızlıktır, bir zaman kaybıdır. Hatta hemen cebimizden telefonu çıkarıp o boşluğu doldururuz. Peki, o ekrana bakmadığımız, telefonun sesini duymadığımız o nadir anlarda düşüncelerimiz nereye kaçıyor? Garip bir şekilde, günün en yaratıcı fikirleri, en saçma anıları ya da uzun süredir unuttuğumuz detaylar hep o ara duraklarda aklımıza düşer. Beynimiz, o zorunlu duraklama anında "görev modundan" çıkıp kendi iç dünyasına dalma fırsatı bulur. Trafik lambasının altındayken hayatın yönünü sorgulaya...

A Shelter Above the Waves: The Founding Story of Venice

  Although often remembered only for romantic gondola rides or tourist crowds, Venice is actually one of the greatest and most stubborn triumphs of human ingenuity against nature. The story begins in the fifth century when locals, fleeing invasions on the mainland, took shelter on tiny sand dune and mud islets in the middle of a shallow lagoon where the sea and land meet. There was neither solid ground nor stone; driving millions of wooden piles (mostly oak and alder, which do not rot underwater due to the lack of air and petrify over time) into this constantly moving saltwater ecosystem, people built an artificial foundation and erected those magnificent palaces and basilicas upon it. What brings this place to life is not just the buildings, but the waterways that connect them, beginning where the earth ends. The city was built directly into the water through an intricate network of canals woven between the islets. In this labyrinth where canals replace streets and waters replace ...

Dalgalar Üstünde Bir Sığınak: Venedik’in Kuruluş Hikayesi

  Sadece romantik gondol gezileriyle veya turistik kalabalıklarla anılsa da, Venedik aslında insan zekâsının doğaya karşı kazandığı en büyük ve en inatçı hayatta kalma zaferlerinden biridir. Beşinci yüzyılda anakaradaki istilalardan kaçan yerli halkın, deniz ile karanın kesiştiği sığ bir lagünün ortasındaki minik kumul ve çamur adacıklarına sığınmasıyla başlar hikâye.  Ortada ne sağlam zemin vardır ne de taş; insanlar sürekli hareket eden bu tuzlu su ekosisteminin üzerine milyonlarca ahşap kazık çakarak (çoğu meşe ve kızılağaç, suyun altında havasızlıktan çürümeyerek zamanla taşa dönen kazıklar) yapay bir temel inşa etmiş ve üzerine o muazzam sarayları, bazilikaları kurmuşlardır. Burayı var eden sadece binalar değil; o binaları birbirine bağlayan, toprağın bittiği yerde başlayan su yollarıdır. Şehir doğrudan suyun içine, adacıkların arasına örülen karmaşık bir kanal ağıyla kurulmuştur. Sokak yerine kanalların, kaldırım yerine suların aktığı bu labirentte; yüzlerce köprü adalar...

Robinson Crusoe’s Predecessor: The First Island Story, Centuries Earlier – Ibn Tufayl: Hayy bin Yaqzān

  When we think of a desert island in literature, Daniel Defoe’s 1719 masterpiece Robinson Crusoe immediately comes to mind. As one of the foundational works of modern literature, it symbolizes contemporary humanity’s struggle with nature and our tireless drive to transplant all the conveniences and mechanisms of civilization into the wild. Yet, philosophy history reminds us of an entirely different book written in Andalusia a full six centuries before that famous novel: 12th century philosopher Ibn Tufayl’s Hayy ibn Yaqdhan . This book is worlds away from Robinson’s bag of tools, his gun, or the practical ingenuity of modern man. The story begins on a desolate island close to the equator. It is the tale of Hayy b. Yaqdhan a child who has never seen another human, knows no language, and survives on the milk of a doe. Hayy’s most striking quality is that his mind has remained utterly unexposed to any cultural conditioning or traditional dogma. There are no societal rules or belief ...

Robinson Crusoe’dan Yüzyıllar Önce İlk Ada Hikayesi: İbn Tufeyl - Hayy bin Yaçan (Hayy b. Yaqzān)

  Edebiyatta ıssız ada dendiğinde  1719’da Daniel Defoe’nun kaleme aldığı Robinson Crusoe’ya aklımıza gelir.Edebiyatın kurucularından biri olan bu kitap, günümüz insanlarının doğayla  mücadelesini ve medeniyetin tüm kolaylıklarını, imkanlarını vahşi doğaya taşıma çabasını simgeler. Oysa felsefe tarihi, bu meşhur kitaptan tam altı asır önce, Endülüs’te yazılmış bambaşka bir kitabı hatırlatır: 12. yüzyıl filozofu İbn Tufeyl’in Hayy bin Yaçan ’ı. Bu kitap, Robinson’un çantasındaki alet edevattan, tüfekten ya da günümüz insanının pratik zekasından oldukça uzaktadır. Hikaye, Ekvator çizgisine yakın ıssız bir adada başlar. Hiç insan görmemiş, dil bilmeyen, bir ceylanın sütüyle hayatta kalan bir çocuğun; Hayy b. Yaqzān’ın hikayesidir. Hayy’ın en çarpıcı yanı, zihninin hiçbir kültürel bilgiyle ya da geleneksel ezbere mağruz kalmamış olmasıdır. Adada toplumsal bir kural veya inanç yoktur. O, sadece bitkilerin döngüsünü, hayvanların hareketlerini  dikkatle izler. Kırılma nokta...

Born from the Ashes: Hiroshima's Second Life - 75 Years After "Not a Blade of Grass"

  August 6, 1945, 08:15... That exact moment changed the course of the world, human memory, and a city's destiny in a matter of seconds. A blinding flash in the sky, followed by a terrifying silence... Hiroshima was left alone with history's darkest ruins. The experts of the era had pronounced a definitive verdict that day: "Not a single blade of grass will grow on these lands for at least 75 years; this city is now a ghost ruin." Yet human stubbornness and nature's indomitable resilience swore to turn a deaf ear to these gloomy prophecies. Amidst the nuclear winter and toxic soil, certain trees that symbolized the city ( hibakujumki ) began to sprout once again from the ashes. With the last ounce of strength left in their hands, the people returned to life out of the wreckage. They revived not just the buildings, but the very soul of the city. Hiroshima chose not to sweep the traces of that great trauma under the rug, but rather kept them alive in its memory. Hir...

Küllerinden Doğanlar: 75 Yıl Ot Bitmez Denen Hiroşima'nın İkinci Hayatı

  6 Ağustos 1945, saat 08:15... Dünyanın akışını, insanlığın hafızasını ve bir şehrin kaderini saniyeler içinde değiştiren o an. Gökyüzünde çakan kör edici bir ışık ve ardından gelen o dehşet verici sessizlik... Hiroşima, tarihin en karanlık enkazıyla baş başa kalmıştı. Dönemin uzmanları net bir hüküm vermişti o gün: “Bu topraklarda en az 75 yıl ot bitmez; bu şehir artık hayalet bir harabedir.” Fakat insan inatçılığı ve doğanın o boyun eğmez direnci, bu karamsar kehanetleri duymamazlıktan gelmeye yemin etmişti. Nükleer kışın ortasında, zehirli toprağın içinde, şehrin simgesi olan bazı ağaçlar ( hibakujumki ) küllerin arasından yeniden filizlenmeye başladı. İnsanlar da ellerinde kalan son güçle yıkıntıların arasından hayata yeniden döndüler. Sadece binaları değil, şehrin ruhunu da canlandırdılar. Hiroşima, o büyük travmanın izlerini halının altına süpürmek yerine, onları hafızalarda yaşattı.  Hiroşima tarihin en korkunç yıkımından adeta bir Anka kuşu gibi süzülerek doğdu. Tarih...