Buna duygusal konfor alanı diyoruz. Rahattır, sürprizsizdir ve tamamen durgundur.
İnsan hayatındaki her anlamlı dönüşüm bu alandan çıkmasınaı gerektirir. O adımı attığımız an huzursuzluk baş gösterir. Hafif bir tereddüt değil; keskin, derinden gelen bir sıkıntı. Peki ama büyümek neden her zaman bu kadar acıtmak zorunda?
Konfor alanı nadiren gerçek bir mutlulukla ilgilidir; mesele öngörülebilirliktir. Birçok insan tatminsiz işlerde, yorucu aile dinamiklerinde, "ayıp olur" ya da "elalem ne der" diye sürdürülen ilişkilerde kalır; çünkü insan bilinmeyen bir özgürlüktense bilinen bir sefaleti tercih eder. Bilinen yönetilebilirdir, bilinmeyen ise tehdit gibi gelir.
Sonunda bir kalıbı kırmaya karar verdiğimizde bir sınır çizdiğimizde, toksik bir aile dinamiğine "artık yeter" dediğimizde veya kendimiz için ayağa kalktığımızda sinir sistemimiz panik yapar. Yıllardır bizi koruduğunu sandığımız eski başa çıkma mekanizmaları devreye girer ve "Hiç karıştırma, huzurumuzu bozma" diye fısıldar. Güvende kalmak ruhu yavaşça öldürür, ama ilerlemek ateşin içinden yürümek gibi gelir.
Konfor alanının dışına çıkmak, ailenize, çevrenize veya toplumsal kodlara yıllar boyunca verdiğiniz o "uyumlu insan" sözünü bozmak demektir. O beklentileri yıkmak, insanı suçluluk duygusuyla baş başa bırakır.
Büyümek her zaman bir kayıp gerektirir. Herkesi idare ederek var olmaya çalışmış o eski versiyonunuzu geride bırakmanız gerekir. Bu kayıp, derin ve gerçekçi bir yası beraberinde getirir.
Eskiyi bırakmakla yeniye doğru yola çıkmak arasında rahatsız edici bir sessizlik vardır. Çoğu insan, geçiş dönemindeki o yalnızlık ve boşluk hissine katlanamadığı için aceleyle eski alışkanlıklarına ve eskimiş rollerine geri döner.
Büyümenin acısından kaçarız çünkü gözümüze çok büyük görünür. Oysa aynı yerde saymanın çok daha yüksek bir bedeli olduğunu hesaba katmayız.
Duygusal konfor alanında kalmak sizi acıdan korumaz; sadece dönüştürücü ve üretken olan o büyüme sancısını alır, yerine kronik bir tükenmişlik ve pişmanlık koyar. Büyüme acıtır çünkü eskilerden sıyrılma sürecidir. Dağınıktır, yalnızlaştırır ve yön duygusunu kaybettirir. Ama hâlâ hayatta olduğumuzun, ilerlediğimizin ve hikayemizin başkalarının yazdığı senaryolarda bitmeyeceğinin kanıtıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder